Örnek Ahlaki Davranışlar

Doğruluk ve Dürüstlük:

     Doğru sözlü ve dürüst olmak, toplumsal huzurun ve mutluluğun gerçekleşmesi bakımından oldukça önemlidir. Çünkü her insan iş yaptığı, arkadaşlık kurduğu veya herhangi bir şekilde irtibata geçtiği kişilerin güvenilir olmalarını ister. Bu güven ortamı insanların, dolayısıyla toplumların daha mutlu olmalarını sağlar. Ancak birisi tarafından kandırılmak, aldatılmak, dolandırılmak insanı çok üzer. Bu durum hiç kimsenin hoşuna gitmez. www.huseyinarasli.com
     Yüce dinimiz İslam işlerimizde, sözlerimizde, kısacası hayatımızın her alanında dürüst ve güvenilir olmamızı ister. Bunun örneğini en iyi şekilde Peygamberimizin hayatında görmekteyiz. O (s.a.v.), dürüst ve güvenilir bir insan olduğu için "el-emin" olarak anılmış, şaka bile olsa yalan söylememiş, dürüstlükten, doğruluktan hiç ayrılmamıştır. Biz de O'nun yolundan gitmeli, doğruluktan ayrılmamalıyız. Çünkü doğruluk bize başta Allah'ın rızasını, sonra da insanların saygı ve sevgisini kazandırır.

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar..." (Ahzab suresi, 70. 71. ayetler)

"...Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir." (İsra suresi, 34. ayet)

"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol..." (Hud suresi, 112. ayet)

"Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete ulaştırır." Hz. Muhammed (s.a.v.)

"Bizi aldatan bizden değildir." Hz. Muhammed (s.a.v.)


Başkalarına Maddi Yardımda Bulunmak (İnfak):

     İnfak, kişinin malından Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine vermesi demektir. Toplumda herkesin gelir düzeyi eşit değildir. Bu sebeple dinimiz zenginlerin fakirlere ve muhtaçlara yardım etmelerini emretmiştir. Örneğin zekat vermek farz, fitre vermek vacip, sadaka vermek ise sünnet olarak belirlenmiş ibadetlerdir.

"Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükafatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler." (Bakara suresi, 274. ayet)

"Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkmayın..." (Bakara suresi, 267. ayet)

"Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir." (Al-i İmran suresi, 92.ayet)
www.huseyinarasli.com
     Bilinçli ve duyarlı insanların fakirlere, muhtaçlara, kimsesizlere yardım etmeleri, hem yardım eden kişinin Allah'ın rızasını kazanmasına vesile olur, hem de toplumda birlik, beraberlik, kardeşlik ve dayanışma duygularının gelişmesine katkı sağlar. Bu da toplumun huzurunu ve mutluluğunu beraberinde getirir. Zaten insan dünya aleminden ahiret alemine göçerken malıyla mülküyle değil, sevaplarıyla göçecektir. Allah'ın huzurunda mal zenginliğinin hiçbir faydası olmayacaktır.

"Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir." Hz. Muhammed (s.a.v.)

"Cömert (kişi), Allah'a yakındır." Hz. Muhammed (s.a.v.)

"Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter." Hz. Muhammed (s.a.v.)

"Hz. Peygamberin, kendisinden bir şey istenip de ona 'hayır' dediği hiç görülmemiştir." Ashab-ı Kiram'dan Hz. Cabir (r.a.).

Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak libasın giymiş gibi

Yunus Emre


Emaneti Korumak:

     Korunmak, saklanmak ve daha sonra alınmak amacıyla birisine verdiğimiz her türlü eşyaya emanet denir. Emanet sadece maddi eşyalardan ibaret değildir. Bu, bir görev veya sır da olabilir. Sorumluluk sahibi bir insan, kendisine verilen emaneti en iyi şekilde korur. Emanet konusunda en büyük sorumluluğumuz Allah'a karşıdır. Çünkü Allah'ın bize verdiği her şey bir emanettir. Bedenimiz, sağlığımız, ailemiz, doğa, hayvanlar, dünyamız vb birçok varlık, faydalanmamız ve en iyi şekilde korumamız için Allah tarafından bize verilen birer emanettir. Bunun yanında bir tanıdığımızın, arkadaşımızın, ailemizin vb insanların da bizlere verdiği emanetleri korumak için sorumlu davranmalıyız. www.huseyinarasli.com

     Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de (Nisa suresi, 58. ayet) emanetleri ehline vermemizi emrediyor. Bu da toplumsal görevlerin ve sorumluluk gerektiren vazifelerin, konusunda uzman, bilgili, tecrübeli kişilere verilmesi demektir.

     Peygamberimiz emaneti koruma konusunda bizlere en iyi örnektir. O (s.a.v.), yaşadığı toplumda herkesin güvendiği bir kişiydi. Örneğin; ticaret için şehir dışına çıkan ve aylarca dönmeyen kişiler, giderken en değerli eşyalarını O'na emanet ederlerdi.

"...Birbirinize emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin..." (Bakara suresi, 283. ayet)

"...Onlar (mü'minler) emanetlerine riayet ederler." (Mü'minûn suresi, 8. ayet)

"Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisa suresi, 58. ayet)

"Münafıklığın alameti üçtür; konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde korumaz, ihanet eder." Hz. Muhammed (s.a.v.)


Adaletli Olmak:

     Adalet; herkese eşit davranmak, hakka ve hukuka uygun davranmak, ölçülü olmak demektir. Adaletin uygulandığı toplumlarda huzur ve güven ortamı oluşur. İnsanlar barış içinde yaşarlar. Haksızlıklar olduğu zaman ise kargaşa olur, huzur bozulur, dostluk ve kardeşlik ortamı zarar görür. Bu sebeple toplumun her kesiminde adalet titizlikle uygulanmalı, hukuka riayet edilmelidir. Anne babalar çocuklarına, öğretmenler öğrencilerine, yöneticiler emri altında çalışanlara adil davranmalıdırlar. www.huseyinarasli.com

"Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, yakınlara yardım etmeyi emreder..." (Nahl suresi, 90. ayet)

"Ey iman edenler! Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun..." (Nisa suresi, 135. ayet)

"...Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adil davrananları sever." (Maide suresi, 42. ayet)

"Adil devlet başkanı ve idareciler, mahşer yerinde Allah'ın yüce lütfuna ve himayesine erecek olanların öncüleridir." Hz. Muhammed (s.a.v.)

• Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden varlıklı bir kadın bir suç işlemişti. Bazı kişiler kadının cezalandırılmaması için sahabeden Üsame bin Zeyd'i Peygamberimize aracı olarak gönderdiler. Peygamberimiz onların bu isteğine kızıp üzüldü ve şöyle buyurdu: "Nasıl oluyor da bazı kimseler Allah'ın emri karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin helak olmasının sebebi şudur: İçlerinden ileri gelenler suç işlerse göz yumulur, ceza verilmezdi. Kimsesiz, zayıf insanlar suç işlerse cezalandırılırdı. Allah'a yemin ederim ki kızım Fatıma dahi bu suçu işlese cezasını vermekte tereddüt etmezdim."


Hoşgörü ve Bağışlama:

     Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmak dinimizde övülen ve yapılması istenen güzel davranışlardandır. Allah Kur'an'ın pek çok ayetinde insanları hoşgörülü ve bağışlayıcı olmaya çağırmıştır. Her insan hata yapabilir. Eğer hata yapan özür dilerse bu erdemli bir davranıştır. Karşı tarafın bağışlayıcı bir tutum sergilemesi ise aynı derecede güzel ve sevap kazandıran bir davranıştır. Bilerek ya da bilmeyerek yaptıkları hatalarından dolayı insanlara hemen kızıp darılmak, onların kötülüğüne kötülükle karşılık vermek iyi bir davranış değildir. Bu durum taraflara sadece zarar verir. Hoşgörülü olup affetmek her zaman insana kazandırır. Böyle yapan kişi insanların yanında kazanmasa bile Allah katında mutlaka kazançlı çıkar.
     Hz. Muhammed (s.a.v.) Peygamberliğin Mekke döneminde on üç yıl boyunca çeşitli zulümlere, işkencelere maruz kaldı. Hatta baskıların şiddetinden dolayı Mekke'den Medine'ye göç etmek zorunda kaldı. On yıl sonra büyük bir orduyla Mekke'yi tekrar fethettiğinde, zamanında kendisine zulüm yapanların hepsini affetti. Asla intikam alma yolunu seçmedi. Bu kişiler de yaptıklarından pişmanlık duyup tövbe ettiler ve Müslüman oldular. Eğer Peygamberimiz intikam yolunu seçseydi (ki böyle bir şey olamazdı, çünkü o rahmet peygamberidir), Kur'an'ın deyimiyle insanlar etrafından dağılıp giderlerdi (Al-i İmran suresi, 159. ayet)

"... Bir kötülüğü bağışlarsanız şüphesiz Allah çokça affedicidir, güçlüdür." (Nisa suresi, 149. ayet)

"Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir." (A'raf suresi, 199. ayet)

"Allah, affeden kimsenin ancak şerefini artırır." Hz. Muhammed (s.a.v.)


Alçak Gönüllülük (Tevazu):

     Alçak gönüllü insan, sahip olduğu her türlü nimet karşısında gurura kapılmayan, gösterişten uzak olan insan demektir. Alçak gönüllü kelimesi ile tevazu kelimesi aynı anlamı taşır. Tevazu sahibi insana ise "mütevazi" denir.
     Dinimizde kibir ve gurur kaçınılması gereken kötü huylar olarak belirtilmiştir. Bu sebeple insan sahip olduğu mal, mülk, fiziksel özellikler gibi maddi nimetlerden dolayı kibirlenmemeli, gurura kapılmamalıdır. Aksine mütevazi olmalı, kimseyi hor görmemelidir. Çünkü Allah katında bize fayda verecek olan mal, mülk değil, tevazu, hoşgörü, merhamet vb güzel hasletlerdir. Alçak gönüllü insan kendini başkasından üstün görmez. Kimseyi ırkından, renginden veya işinden dolayı ayıplamaz. Sahip olduğu dünya nimetlerini kibirlenmek için kullanmaz. www.huseyinarasli.com
     Peygamberimiz tevazu konusunda bizler için en güzel örnektir. O (s.a.v.), devlet başkanı olduğu zaman bile küçük ve sade bir evde yaşamış, mal mülk edinmek davasında olmamıştır.

"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez." (Lokman suresi, 18. ayet)

"Rahman'ın has kulları o kimselerdir ki onlar yeryüzünde tevazu ile yürürler..." (Furkan suresi, 63. ayet)

"Bir kimse Allah için yani samimi olarak tevazu gösterirse Allah onu yüceltir." Hz. Muhammed (s.a.v.)


Görgülü Olmak:

     Görgü kuralları, sosyal hayatımızda uyulması gereken kurallardır. Bu kurallar yazılı değildir ancak toplumun fertleri tarafından kabul görmüş, benimsenmiş ilkelerdir. Görgülü insanlar toplum tarafından sevilir, sayılır, itibar görür. Görgüsüz, kaba insanlar ise toplumda sevilmezler.
Dinimizde görgü kurallarına uyulmasına önem verilmiştir. İnsanlara saygılı davranmak, tatlı dilli olmak, kaba ve kırıcı davranışlardan uzak durmak gibi güzel davranışlar teşvik edilmiş, en güzel örnekleri de Peygamber Efendimiz tarafından uygulanmıştır.

"Ey iman edenler! Kendi evleriniz dışındaki evlere, sahiplerinden izin isteyip onlara selam vermeden girmeyiniz." (Nur suresi, 27. ayet)

"Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler..." (İsra suresi, 53.ayet)

"Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin..." (Nisa suresi, 86. ayet)

"Ey insanlar! Birbirinize selam verin, akrabanızı gözetin, yemek yedirin..." Hz. Muhammed (s.a.v.)