İslam Medeniyetinde Öne Çıkan Eğitim Kurumları

Mescit-Cami: Câmi kelimesi başlangıçta sadece cuma namazı kılınan büyük mescidler için kullanılmıştır. Daha sonra içinde cuma namazı kılınan ve minber bulunan mescitler cami, minberi bulunmayan yani cuma namazı kılınmayan küçük mâbedler ise sadece mescid olarak anılır olmuştur. Camiler İslam'ın ilk yıllarından itibaren eğitim öğretim faaliyetlerinin yapıldığı mekanlar olmuştur. Peygamber Efendimiz hicretten sonra Medine’de ilk icraat olarak bir mescit inşa etmiştir. Mescid-i Nebi (Peygamber Mescidi) adı verilen bu mescide bitişik olarak yapılan ve "suffe" denilen bölümlerde eğitim öğretim faaliyetleri sürdürülmüştür. Suffe, İslam medeniyetinin ilk eğitim kurumudur ve buralarda ikamet eden gençler ilim tahsili ile ilgilenmişlerdir.

Mektep: Mektepler, bugünkü anlamda ilkokul seviyesinde okuma yazma eğitimlerinin verildiği okullardır. İslam tarihi incelendiğinde günümüzdekine benzer bir okuldan bahsetmek mümkün değildir. Hulefa-i Raşidin Devri’nde ve özellikle Hz. Ömer (r.a.) zamanında bu tür okullar yaygınlaşmıştır. Hz. Ömer Dönemi'nde mektepler kurularak muallimlere maaş bağlanmıştır. Emevi ve Abbasi devirlerinde ise mektepler gelişerek devam etmiştir. www.huseyinarasli.com

Medrese: Medreseler geçmişte yükseköğretim faaliyetlerinin yapıldığı yerlerdir. Bugünkü anlamda fakültelere karşılık gelen eğitim kurumlarıdır. Hicri 3. asır ile 5. asır arasında başta Horasan ve Maveraünnehir olmak üzere İslam dünyasının ilim merkezlerinde medreseler kurulmaya başlandı. İlk olarak Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan’ın emriyle veziri Nizâmülmülk tarafından 1066 yılında Bağdat’ta "Nizamiye Medreseleri" kuruldu. Nizamiye Medresesinde İslamî bilimlerle birlikte edebiyat, matematik, felsefe gibi dersler de okutulmuş ve ileri düzeyde sistematik olarak yüksek öğretim faaliyetleri yapılmıştır. Zamanla İslam coğrafyasında Nizamiye Medreselerini örnek alan birçok medrese açılmış, medreselerin önemi gittikçe artmıştır. Medreselerin bulunduğu başlıca yerler Kurtuba, Bağdat, Horasan, Maveraünnehir, Semerkand, Buhara, Mısır, Konya, Kayseri, Sivas, Erzurum, Edirne, Elâzığ’dır. Medreseler Osmanlı Devleti döneminde gelişerek varlıklarını sürdürmüştür. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman Dönemlerinde İstanbul’da açılan Sahn-ı Seman ve Süleymaniye medreseleri bunların en önemlileridir.

Daru'l-Kurra: Kur’an öğretilen ve hâfız yetiştirilen mekteplerin, kıraat eğitimi yapılan medrese veya bölümlerin genel adıdır. İslam tarihinde hafızlık eğitimine ilk dönemlerden itibaren büyük önem verilmiş ve daha sonraki dönemlerde hafızlık eğitimi daru’lkurra adıyla kurumsallaşmıştır. Selçuklular, kıraat ilminin okutulduğu medreseleri genellikle "daru’l-huffâz" şeklinde adlandırmışlardır. Bu adlandırma Osmanlılar dönemine kısmen uzanmakla birlikte, Kur’an ihtisas medreselerine Osmanlılar daha çok daru’lkurra demişlerdir.
www.huseyinarasli.com
Daru'l-Hadis: Hadis ilimlerinin öğretildiği ve hadis ilimlerinde uzmanların yetiştirildiği yüksek öğretim kurumlarıdır. Hadis dersleri önceleri mescitlerde o şehrin hadisçileri (muhaddis) tarafından verilirdi. Hadis okuyan talebelerin çoğalmasıyla birlikte darul hadis kurumları inşa edilmeye başlandı. Nişabur'da ve Şam'da darul hadisler kuruldu. Daha sonra diğer İslam beldelerine yayıldı. Anadolu’da ilk olarak inşa edilen Çankırı Daru’l-Hadis'i olmuştur.

Beytü'l-Hikme: İslam medeniyetinde yüksek öğrenim alanındaki ilk eğitim kurumudur. Abbasi halifeleri Harun Reşid ve Me'mun döneminde kurulmaya başlandı. Yunanca eserlerin Arapçaya tercüme edilmesi ile ilgili ilk geniş çaplı çalışmalar beytü’l-hikmede gerçekleştirildi. Burada her türlü dinî, sosyal ve fen bilimleri okutuluyordu. Gerek Abbasi Devleti içindeki kilise okullarından, gerekse komşu ülkelerden ve Kıbrıs’tan getirtilen kitaplarla beytü’l-hikme Orta Çağ’ın en zengin kütüphanesi ve yoğun ilmî araştırmaların merkezi hâline geldi. İslam ilim dünyasına, beş yüzyıldan fazla kaynaklık eden bu merkez, 1258’de Hülâgû tarafından yakılıp yıkılmıştır.

Kütüphane: Peygamber Efendimiz zamanında yazılı eserlerin çok az olması nedeniyle kütüphane yoktu. İslam âleminde ilk kütüphaneler, Kur’an-ı Kerim ve hadis ağırlıklı olarak Emeviler Dönemi'nde birer okul olarak da görev yapan mescitlerde ortaya çıkmıştır. Özellikle papirüs yanında kâğıdın yazı malzemesi olarak kullanılmaya başlanması ve Harun Reşid tarafından 794’te Bağdat’ta bir kâğıt fabrikası kurdurulmasının, kütüphanelerin zenginleşmesine olumlu tesirleri olmuştur. Endülüs Emevileri zamanında Kurtuba’da (Cordoba) yetmiş kütüphane bulunmaktaydı. Özellikle 3. Abdurrahman Dönemin'de dünyanın en zengin kütüphaneleri Endülüs’te bulunuyordu. Selçuklu Sultanı Melikşah’ın veziri Nizâmülmülk’ün 1067’de Bağdat’ta kurduğu medrese ve kütüphane diğer medreselere ve kütüphanelere öncülük etmiştir. Selçuklular Devri'nde Nîşâbur, Merv, İsfahan, Hemedan, Herat, Sava, Rey, Belh, Basra, Musul ve Buhara gibi şehirlerde kurulan medreselerin çoğunda kütüphane mevcuttur. Osmanlılar zamanında Fatih Dönemi ile birlikte büyük kütüphanelerin de kurulmaya başlandığı görülmektedir. İlerleyen dönemlerde her medresede bir kütüphane kurulmuştur. www.huseyinarasli.com

Rasathane: Rasathane, astronomik gözlemler yapmaya yarayan özel bina ve evlere denir. Rasathaneler ilk olarak İslam dünyasında ortaya çıkmıştır. İslam dünyasında ilk rasathane 828 yılında Bağdat’ta kurulan Şemmâsiye Rasathanesi’dir. Burada ünlü matematikçi Harizmî görev yapmıştır. Yine 1023 yılında İbn Sina için Hemedan şehrinde rasathane kurulmuştur. Ayrıca Melikşah’ın yaptırdığı, Ömer Hayyâm dâhil birçok bilim adamının görev aldığı rasathaneler bu bilim yuvalarının ilk örneklerindendir. İslam tarihinde tam teşkilatlı ilk büyük rasathane, 1259 yılında İlhanlı Hükümdarı Hülâgu tarafından Merâga'da yaptırılan Merâga Rasathanesi'dir. İçinde, geniş çaplı gözlem aletleri bulunan rasathanenin yöneticiliğini Nasîrüddîn Tûsî üstlenmiş, onunla birlikte diğer astronom ve matematikçiler çalışmıştır. 1575 yılında 3. Murad’ın ve sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın desteğiyle İstanbul’da inşaatına başlanıp iki yılda tamamlanan rasathane İslam medeniyetinin bu son büyük rasathanesi sayılmaktadır.

Şifahane: Şifahane İslam dünyasında klasik hastanelerin genel adı olup bimaristan adıyla da bilinir. İlk İslam şifahanesi Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından, Hendek Gazvesi sırasında yaralanan Sa‘d b. Muaz (r.a.) ve diğer yaralılar için seyyar savaş hastanesi olarak kurulmuştur. Savaşta tıbbî hizmet veren hanımlardan birisi olan Rüfeyde el-Ensariyye (r.a.) ilk seyyar sahra hastanesini kurmuştur. Doktor olduğu bilinen bu hanımın yaralıları tedavi ettiği çadır, "Rüfeyde’nin çadırı" diye biliniyordu. İslam’da ilk hastane 707 yılında Emevi Halifesi Velid b. Abdülmelik tarafından kurulmuştur. İlk Selçuklu hastanesi ve tıp medresesi Sultan Alparslan’ın veziri Nizâmülmülk tarafından Nişabur’da kurulmuştur. Yıldırım Bayezid zamanında sadece Bursa’da sekiz tane şifahane olduğu tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır. Yine 1587 yılında İstanbul’da yüz on tane şifahanenin olduğu Avrupalı seyyahların hatıratlarında yer almaktadır.

12. sınıf 1. ünite diğer konular için tıklayın ›

© Telif Hakkı
Sitedeki dökümanlar Hüseyin Araslı'nın yazılı izni olmadan kitap olarak bastırılamaz, herhangi bir internet sitesinde yayımlanamaz, paylaşılamaz. Aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır. Hüseyin Araslı'ya ait yayınlar 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca telif hakkına tabidir. Öğretmen arkadaşlar, sadece kendi okullarında derslerine girdikleri öğrencileri için fotokopi yoluyla çoğaltıp dağıtabilirler.