Din Kültürü 6. Sınıf 4. Ünite Özet

Peygamberliğinden Önce Hz. Muhammed (sav) ünitesi yeni müfredat konu özeti, ünite özeti, ders notları

1. Hz. MUHAMMED'İN (SAV) DOĞDUĞU ÇEVRE

• İslam dini Arabistan'ın Mekke şehrinde doğdu. Arabistan, Asya kıtasının güneybatısında yer alan bir ülkedir. Bu ülkede bulunan Hicaz bölgesi ise Peygamberimizin doğduğu yer olup Arap Yarımadası'nın yaşamaya en elverişli yeridir. Mekke şehri bu bölgede bulunur.

• Mekke'de, Allah'a ibadet için yeryüzünde yapılan ilk mabet (ibadet edilen yer) olan Kâbe yer almaktadır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir.” (Âl-i İmran/96) buyurulmaktadır.

• Kâbe aynı zamanda Müslümanların kıblesidir.

• Suudi Arabistan’ın Mekke şehrindeki Mescid-i Haram denilen ibadethanenin ortasında yer alan Kâbe’nin ilk olarak Hz. Âdem (a.s.) tarafından inşa edildiği kabul edilir. Ancak doğal afetler yüzünden Kâbe’nin üst kısmı zamanla tahrip olmuştur. Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail (a.s.) Kâbe’nin temellerini yeniden bulmuşlar ve o temellerin üzerine Kâbe’yi yeniden inşa etmişlerdir.

• Kur’an-ı Kerim’de Kâbe’ye Allah’ın evi anlamında "Beytullah" da denilir. Dünyanın dört bir yanından Müslümanlar hac ve umre ibadetlerini yerine getirmek amacıyla Kâbe’yi ve Mekke’de bulunan diğer hac mekânlarını ziyaret ederler.

Cahiliye Dönemi: Arap toplumunda İslam dininin gönderilmesinden önceki karanlık döneme “Cahiliye Dönemi” adı verilir. İnsanlar bu dönemde Allah’ın (c.c.) peygamberleri aracılığıyla gönderdiği ilahi mesajların ilkelerinden uzaklaşmışlar, gerek sosyal yaşamda gerekse dinî hayatta bilgisizlik ve gaflet içinde kalmışlardır. Bu dönemde toplumda şirk, içki, kumar, hırsızlık, tefecilik, falcılık, adaletsizlik, yalan, hile gibi kötü alışkanlıklar çok yaygındı.

Şirk: Allah’a (c.c.) ortak koşmak, O’ndan başka varlıkları tanrı kabul etmek ve o varlıklara tapmak demektir.


Cahiliye Dönemi’nde Arabistan'da Dinî Ortam:

» İslamiyet öncesi Arap toplumunun çoğu putperestti.
» Kâbe putlarla doluydu ve Mekke putperestliğin merkezi durumundaydı.
» Putperestler dışında Hristiyan, Yahudi, Mecusi (ateşe tapanlar), Sabii (yıldızlara tapanlar) ve Hanifler vardı.
» Hanifler, Hz. İbrahim'den (a.s.) kalan tevhit (Allah inancı) inancını benimseyen kişilerdir. Bunlar putlara tapmaz ve günahlardan uzak durmaya çalışırlardı.
» Kâbe, İslam öncesi Mekke ve Arap toplumunda da kutsal kabul edilirdi.
www.huseyinarasli.com

Cahiliye Dönemi’nde Arabistan’da Siyasi Ortam:

» Bu dönemde Araplar kabileler hâlinde yaşamaktaydı. Her kabilenin ayrı bir hâkimiyet alanı bulunuyordu. Bu yüzden Arap Yarımadası’nda bağımsız bir devlet yönetiminden bahsetmek mümkün değildi.
» Kabileler kabile reisi tarafından yönetilirdi. Reisler genellikle kabilenin yaşlı, tecrübeli ve itibarlı kişilerinden seçilirdi.
» Yazılı bir hukuk sistemi yoktu. Toplumsal düzen daha çok gelenekler, örf ve âdetler ile sağlanırdı.
» Bu dönemde Hicaz bölgesinde Hz. İsmail’in (a.s.) soyundan gelen Adnanîler söz sahibiydi. Peygamber Efendimizin de mensubu olduğu Kureyş kabilesi bir Adnanî kabilesidir.
» Mekke şehrinin yönetimi Kureyş kabilesinin kontrolündeydi.
» Hicaz bölgesinde yer alan Mekke şehrinde Darunnedve denilen bir yönetim merkezi bulunuyordu. Burada halkın önemli işleri görüşülür, siyasi, idari ve askeri kararlar alınırdı.


Cahiliye Dönemi’nde Arabistan'da Sosyal Ortam:

» Arapların bir kısmı göçebe olarak, bir kısmı da yerleşik olarak yaşıyorlardı. Göçebe yaşayanlara bedevî denirdi. Bunlar daha çok hayvancılıkla uğraşırlardı. Şehirlerde yaşayanlara ise hadari denirdi. Hadariler de el sanatları ve ticaretle meşgul olurlardı.
» Halk, hürler ve köleler olarak ikiye ayrılmıştı. Köleler ve yoksullar eziliyor, güçlü ve zengin olanlar ise haklı sayılıyorlardı.
» Kadınlara ve kız çocuklarına değer verilmiyor, kadınlar mirastan pay alamıyorlardı.
» Arap kabileleri arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları yüzünden sık sık savaşlar olurdu.
» Haram aylarda ise (Muharrem, Receb, Zilkade, Zilhicce) savaşlara ara verilir, panayırlar kurulur, eğlenceler düzenlenir, ticaret yapılırdı.


Cahiliye Dönemi’nde Arabistan’da Kültürel Ortam:
» O dönemde Araplar arasında şiir ve hitabet (güzel söz söyleme) oldukça gelişmiş durumdaydı.
» Sözlü edebiyat ileri olmasına karşın okuma yazma bilenlerin sayısı oldukça azdı.
» Şehirlerde kurulan panayırlarda şiir yarışmaları düzenlenir, bu yarışmalarda dereceye giren şiirler Kâbe'nin duvarına asılırdı.
» Şairlere halk tarafından büyük saygı gösterilir, başarılı şairler zengin insanlar tarafından ödüllendirilirdi.


2. HZ. MUHAMMED'İN (SAV) AİLESİ VE ÇOCUKLUĞU

• Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalip, insanlara yardım etmesi, soylu ve iyiliksever biri olması nedeniyle Kureyş kabilesinin ileri gelenlerindendi. Abdülmuttalip uzun yıllar önce unutulan Zemzem kuyusunun yerini Allah’ın (c.c.) yardımıyla bulmuş ve insanların bu kuyunun suyundan faydalanmasına aracı olmuştur.

• Peygamberimizin babası olan Abdullah, Abdülmuttalib’in oğlu olup Mekke’de herkes tarafından sevilen ve saygı gösterilen biriydi. Abdullah, Âmine ile evlendikten kısa bir süre sonra ticaret amacıyla gittiği Şam seyahati dönüşünde hastalanmış, Mekke’ye ulaşamadan Medine’de vefat etmiştir. Vefat ettiğinde henüz yirmi beş yaşındaydı. Babası vefat ettiğinde Peygamberimiz de anne karnındaydı. Bu yüzden Hz. Muhammed (s.a.v.) yetim olarak doğmuştur.

• Peygamberimizin annesi olan Âmine, Medine’de yaşayan Zühreoğulları ailesinden Vehb’in kızı olup saygıdeğer bir hanımdı. Abdullah ile evlendiklerinden birkaç ay sonra kocası Abdullah vefat etti. Âmine Peygamberimizi yetim olarak dünyaya getirdi. Ancak Peygamber Efendimiz altı yaşındayken annesi Âmine de vefat etti.

• Peygamber Efendimizin amcası olan Ebu Talip, Mekkeliler tarafından sevilen, saygı gösterilen ve sözü dinlenen biriydi. Çünkü o dürüst bir insandı. Ebu Talip yeğeni Muhammed’i (sa.v.) çok sever, ona şefkat gösterir ve her zaman destek olurdu. Peygamberimiz de amcasını çok sever, işlerinde ona yardımcı olurdu.

• Peygamber Efendimizin soyu Kureyş kabilesinin Haşimoğulları koluna dayanır. Haşimoğulları, toplumda yardımsever ve güvenilir olmalarıyla tanınan Kureyş kabilesinin en hayırlı ailesiydi.

• Hz. Muhammed (s.a.v.), 20 Nisan (12 Rebiülevvel) 571 tarihinde Pazartesi günü Mekke’de doğdu. Peygamberimizin doğumu ailesi tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Dedesi Abdülmuttalip torununun doğmasının mutluluğuyla halka ziyafet verdi, yoksulları doyurdu ve torununa “çok övülen” anlamına gelen “Muhammed” adını verdi.

• Mekkeliler yeni doğan çocukları sütanneye vererek havası güzel olan yerlere gönderirlerdi. Çünkü Mekke’nin havası yeni doğan çocuklara ağır gelirdi. Bu geleneğe uyarak Peygamberimizi Halime adlı bir sütanneye verdiler. Fakir olan Halime’nin evine Hz. Muhammed (s.a.v.) ile birlikte bereket geldi. Sütannesi ve ailesi Peygamberimizi çok sevdiler. Hz. Muhammed (s.a.v.) sütannesinin yanında sağlıklı büyüdü, onların yanında çok mutlu günler geçirdi, sütkardeşleriyle iyi anlaştı.

• Peygamberimiz dört yaşında Mekke’ye getirildi ve altı yaşına kadar annesinin yanında kaldı. Hz. Muhammed (s.a.v.) altı yaşındayken annesiyle birlikte babasının mezarını ziyaret için Medine'ye gitti. Medine’de babasının mezarını ziyaret etti, oradaki akrabalarını tanıdı, onlarla güzel günler geçirdi. Mekke’ye dönüş yolunda annesi Medine yakınlarındaki Ebva köyünde vefat etti. Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen onu alıp Mekke’ye getirdi ve dedesi Abdülmuttalip’e teslim etti.

• Annesini kaybeden Hz. Muhammed’i (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalip yanına aldı. Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar dedesinin yanında kaldı. Dedesi ona çok saygı gösterdi. Gittiği yerlere torununu da beraberinde götürdü, o olmadan sofraya bile oturmadı.

• Hz. Muhammed (s.a.v.) sekiz yaşına geldiğinde dedesi Abdülmuttalip de vefat etti. Dedesi, ölümünden önce sevgili torununu oğlu Ebu Talip’e emanet etmişti. Dedesinin vefatından sonra amcası Ebu Talip Hz. Muhammed’i (s.a.v.) himayesine aldı yani onun bakımını ve korumasını üstlendi. Ebu Talip yeğenini çok sever, onu kendi çocuklarından ayırmaz, onun en iyi şekilde yetişmesi için elinden geleni yapardı.

• Ebu Talip’in eşi Fatıma da Peygamberimize çok şefkat göstermiş, ona kendi çocuğu gibi davranmıştır.

• Hz. Muhammed (s.a.v.) çocukluğunda bir süre çobanlık yaptı ve Mekkelilerin koyunlarını otlattı.

• Ticaretle uğraşan Ebu Talip zaman zaman Suriye’ye giderdi. Hz. Muhammed (s.a.v.) on iki yaşındayken amcası onu bir ticaret yolculuğunda beraberinde Suriye’ye götürdü. Ebu Talip’ten ticareti öğrenen Peygamberimiz gençlik çağına girdiğinde artık tek başına bir kervanı yönetecek duruma gelmişti.
www.huseyinarasli.com

3. HZ. MUHAMMED'İN (SAV) GENÇLİK YILLARI

• Toplum içinde doğruluk ve dürüstlüğüyle tanınan Hz. Muhammed, hakkı gözeten ve herkesin güvenini kazanan bir kişiliğe sahipti. Bu nedenle de herkes ona Muhammedül Emin (Güvenilir Muhammed) diyordu. Ayrıca o, insanlara ve diğer canlılara karşı saygılı, çalışkan ve yardımsever bir insandı.

• Peygamberimiz aile büyüklerine karşı son derece edepli ve saygılı davranır, onlara değer verir, işlerinde onlara yardım ederdi.

• Gençlik çağında Cahiliye âdetlerinden hep uzak duran Hz. Muhammed (s.a.v.), hayatının hiçbir döneminde putlara tapmamış, putlar için düzenlenen törenlere ve eğlencelere katılmamıştır.

• Peygamber Efendimiz gençliğinde Hılful Fudûl (Erdemliler Topluluğu) isimli bir gruba katılmıştır. Bu grubun kuruluş amacı Mekke'de haksızlığa uğrayanların yanında yer almak, onların dertlerine çözüm bulmak, adaletsizliklerin önüne geçmekti. Buna göre Erdemliler Topluluğu üyeleri kim olursa olsun haksızlığa uğrayan, zulüm gören insanların yanında yer alacak ve onlara yardım edecekti. Peygamberimiz de bu grubun bir üyesi olarak üzerine düşen görevleri yerine getirdi.

Kâbe Hakemliği: Peygamber Efendimiz otuz beş yaşındayken Kâbe Mekkeliler tarafından tamir edildi. Tamirat bitince sıra Hacerül Esved'i yerine koymaya geldi. Ancak kabileler bu hususta anlaşamadılar. Çünkü her kabile bu şerefli görevin kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu. Tartışma kavgaya dönmek üzereyken bir kişi Kâbe'ye ilk gelecek kişinin hakem olmasını önerdi. Bir müddet sonra Hz. Muhammed (s.a.v.) geldi. Onun gelişine herkes "Emin geliyor!" diyerek çok sevindi. Çünkü onun doğru kararı vereceğinden zerrece şüpheleri yoktu. Peygamberimiz sırtından hırkasını çıkardı ve yere serdi. Hacerül Esved'i aldı ve hırkanın üstüne koydu. Sonra her kabilenin bir temsilcisinin hırkanın bir ucundan tutmasını ve bu şekilde Kâbe'deki yerine kadar götürmelerini istedi. İsteği yerine getirilince kendi elleriyle Hacerül Esved'i yerine yerleştirdi ve kabileler arasında çıkacak bir çatışmayı da önlemiş oldu. Onun bu kararı herkesi çok sevindirdi.

• Peygamberimizin gençliğinde insanlarla ilişkileri de son derece iyiydi. İnsanlara iyilik yapar, muhtaçlara yardım eder, büyüklerine saygı gösterir, herkesle iyi geçinirdi. Kendisine teslim edilen emanetleri özenle korur, yalan söz söylemekten kaçınır, şaka bile olsa yalan söylemezdi. O (s.a.v.), güzel ahlakıyla herkesin saygısını ve takdirini kazanmıştır.

• Hz. Muhammed’in güzel ahlakı Mekke’nin zengin ve saygıdeğer kadınlarından Hz. Hatice’nin dikkatini çekti. İşlerini yürütecek güvenilir bir insana ihtiyaç duyan Hz. Hatice, ticaret kervanını yönetmesi için Peygamberimize teklifte bulundu. Peygamberimiz bu teklifi kabul etti.

• Peygamberimiz, Hz. Hatice'nin Şam kervanının başına geçti. Bu ticarette önemli kazançlar elde etti ve yeni mallar satın alarak Şam'dan geri döndü. Bu yolculukta yanında bulunan Hz. Hatice'nin yardımcısı Meysere, dönüşte Hz. Muhammed'in (s.a.v.) başarısını ve dürüstlüğünü Hatice'ye anlattı.

• Bu ticari ortaklık birbirlerini daha iyi tanımalarını ve Hz. Hatice’nin Peygamberimize hayranlığının artmasını sağladı. Bu süreç daha sonra evliliğe dönüştü. Evlendiklerinde Peygamberimiz yirmi beş, Hz. Hatice ise kırk yaşındaydı.

• Bu evliliklerinden Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma isimlerinde dört kız; Kasım ve Abdullah isimlerinde iki erkek olmak üzere toplam altı çocukları oldu. Peygamberimizin soyu, kızı Fatıma ile devam etti.

• Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Hatice (r.a.) birbirlerine karşı saygılı ve anlayışlı davranırlardı. Peygamberimiz ihtiyaçlarını kendisi giderir, ağır işleri her zaman üstlenir, eşine hep yardımcı olurdu. Onların evliliği tüm Müslümanlara örnek olmuştur.

• Hz. Muhammed (s.a.v.), evlatlarının her şeyiyle yakından ilgilenmiş, onlara daima sevgi ve şefkatle yaklaşmıştır. Bu yönüyle tüm insanlara örnek olmuş ve bir babanın nasıl olması gerektiğini en güzel şekilde göstermiştir.
www.huseyinarasli.com

4. BİR SURE ÖĞRENİYORUM: FİL SURESİ

• Kur'an-ı Kerim'in 105. suresi olup Mekke devrinde indirilmiştir. Fil suresi beş ayettir. Adını birinci ayetinde geçen "fil" sözcüğünden alır. Konusu Peygamber Efendimizin doğumundan kısa bir süre önce gerçekleşen ve tarihte Fil Olayı adıyla anılan Kâbe’ye saldırı olayıdır.

• Fil suresi namazların kıyam bölümünde Fatiha suresinden sonra ek bir sure (zamm-ı sure) olarak okunan surelerden biridir.

• Fil suresinde Allah’ın (c.c.) fil ordusuna yani Ebrehe ve askerlerine ne yaptığı, onları nasıl helâk ettiği vurgulanır. Buna göre Habeş krallığının Yemen valisi Ebrehe, kralının emriyle Yemen’de büyük ve görkemli bir kilise yaptırır. Bununla Arap Yarımadası’nda Hristiyanlığı yaymayı ve insanları Kâbe’ye gitmekten vazgeçirmeyi amaçlamaktadır. Ancak insanlar onun yaptırdığı bu kiliseye ilgi göstermezler ve yine Kâbe’yi ziyarete devam ederler. Bunun üzerine Ebrehe, içerisinde fillerin de yer aldığı ordusuyla Kâbe’yi yıkmak üzere harekete geçer. Ordusuyla birlikte Mekke’ye yaklaştığında Yüce Allah (c.c.) onun ordusunun üzerine sürü sürü kuşlar gönderir. Bu kuşlar, gagalarında ve pençelerinde taşıdıkları küçük taşları Ebrehe’nin ordusunun üzerine bırakırlar. Böylece Ebrehe’nin ordusu yok olur.

• Fil suresinde dünya malına, dünyadaki makamlara, güçlere değil Allah’a (c.c.) güvenmek gerektiği vurgulanır. Çünkü Yüce Allah her şeye kâdirdir.

Fil Suresi: Bismillâhirrahmânirrahim
Elem tera keyfe feale Rabbüke bi ashâbil fil.
Elem yec'al keydehüm fî tadlil.
Ve ersele aleyhim tayran ebâbil.
Termîhim bihicaretin min siccil.
Fe cealehüm keasfin me'kûl.

Fil Suresinin Anlamı: Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Rabb’inin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları hâline getirdi.