Ahlaki Davranışlar ünitesi yeni müfredat konu özeti, ünite özeti, ders notları
1. DOĞRU SÖZLÜ OLMAK
Doğruluk: Doğru olma hâli, dürüstlük, sadakat. Söz, iş ve davranışlarında gerçeği gözetme. Allah’ın (c.c.) emirlerine ve yasaklarına uygun bir yol izleme, insanların haklarını gözetme. (MEB Dinî Terimler Sözlüğü, sayfa 61)
Sıdk: Niyette dürüstlük, söz ve davranışların doğru ve gerçeğe uygun olması, doğruluk. Peygamberlerin doğru sözlü kimseler olduklarını ifade eden sıfatları.
• Toplumsal ilişkilerde doğru sözlü ve dürüst olmak, huzurun ve mutluluğun gerçekleşmesi bakımından oldukça önemlidir. Çünkü her insan iş yaptığı, arkadaşlık kurduğu veya herhangi bir şekilde irtibata geçtiği kişilerin güvenilir olmalarını ister. Bu güven ortamı insanların, dolayısıyla toplumların daha mutlu olmalarını sağlar. Ancak birisi tarafından kandırılmak, aldatılmak, dolandırılmak insanı çok üzer. Bu durum hiç kimsenin hoşuna gitmez.
• Yüce dinimiz İslam; işlerimizde, sözlerimizde, kısacası hayatımızın her alanında dürüst ve güvenilir olmamızı ister. Yalan söylemeyi, başkalarını aldatmayı, yalancı şahitlik yapmayı kesin ve açık bir şekilde yasaklar.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar...” (Ahzab suresi, 70 ve 71. ayetler)
• Doğruluk ve dürüstlüğün yanında emaneti korumak da son derece önemlidir. Bize emanet edilen bir eşya, bir sır veya herhangi bir bilgi olabilir. Bunu en iyi şekilde korumak bizim görevimizdir.
• Doğruluk ve dürüstlük değerlerinin örneğini en iyi şekilde Peygamberimizin hayatında görmekteyiz. Hz. Muhammed (s.a.v.), dürüst ve güvenilir bir insan olduğu için “Muhammedül emin” olarak anılmış, şaka bile olsa yalan söylememiş, dürüstlükten, doğruluktan hiç ayrılmamıştır.
• Sözlerinde ve işlerinde doğruluğu esas alan, doğru sözlü olan ve yalandan kaçınan bir insan Allah’ın (c.c.) “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd/112) emrine uygun davranmış olur.
• İnsanların dostça ve kardeşçe yaşadığı huzurlu bir toplumun oluşturulabilmesi için insan ilişkilerinde yalandan uzak durulmalı, doğru sözlü ve dürüst davranışlar sergilenmelidir.
2. MERHAMETLİ OLMAK
Merhamet: Şefkat gösterme, acıma, yumuşak huylu olma. (MEB Dinî Terimler Sözlüğü, sayfa 231)
Rahmet: İncelik, sevgi, şefkat, merhamet. (MEB Dinî Terimler Sözlüğü, sayfa 300)
• Merhamet, canlılara sevgi ve şefkatle yaklaşmak demektir. Merhamet, Yüce Allah’ın “Rahman” isminin yansımasıdır. Yüce Allah Rahman’dır; dünyada inanan, inanmayan tüm insanlara ve diğer canlılara merhamet eder. Yüce Allah Rahim’dir; ahirette sadece müminlere merhamet eder.
• Rahman ve Rahim olan Allah’ın (c.c.) merhameti bütün varlıkları çepeçevre kuşatmıştır. Çünkü O’nun (c.c.) rahmeti sınırsız ve sonsuzdur. Yüce Allah A’raf suresinin 156. ayetinde rahmetinin her şeyi kuşattığını bildirmiştir. Peygamber Efendimiz de Yüce Allah’ın “Rahmetim gazabımı geçti.” dediğini bizlere bildirmiştir.
• Bir gazve sonrası Peygamber Efendimize bir grup esir getirildi. İçlerinden bir kadın telaş içinde esirler arasında yavrusunu arıyordu. Sonunda bir çocuk buldu ve onu kucaklayıp bağrına bastıktan sonra emzirmeye başladı. Durumu gören Hz. Peygamber yanındakilere “Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına inanır mısınız?” diye sordu. Onlar da “Hayır.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz “Bilin ki Allah’ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkat ve merhametinden çok daha fazladır.” buyurdu. (Gazve: Peygamberimizin bizzat katıldığı ve komuta ettiği savaşlara ve seferlere denir.)
• Yüce Allah’ın bu merhametine lâyık olmak isteyen bir kişi, kendisi de diğer tüm canlılara karşı şefkatli ve merhametli davranmalıdır. Şefkatli ve merhametli olmanın en önemli unsurlarından birisi insanları ve Allah’ın (c.c.) yarattığı diğer tüm canlıları sevmektir. Yunus Emre’nin dediği gibi “Yaratılanı sev, Yaradan’dan ötürü” ilkesiyle hareket edip tüm canlıları Allah (c.c.) yarattığı için ve Allah (c.c.) rızası için sevmektir.
• Merhametli insan karşısındakinin hatalarına karşı hoşgörülü yaklaşır, hemen cezalandırma ya da intikam alma yolunu seçmez. Çünkü insanoğlu bazen hata yapabilir. Önemli olan o hatayı bir daha yapmamaya çalışmaktır. İşte böyle bir durumda kendisine karşı suç işlenen veya hata yapılan bir insanın hoşgörülü yaklaşarak hataları affetmesi, kusurları örtmesi erdemli bir davranıştır.
• Sevgili Peygamberimiz son derece merhametli bir insandı. İslamiyet’in ilk yıllarında Peygamberimiz Mekke’de görevini yapmaya çalışırken Mekke müşrikleri ona çok eziyet ve kötülük etmişler, onun ve Mekkeli Müslümanların yurtlarını terk edip Medine’ye hicret etmelerine sebep olmuşlardı. Ancak Peygamberimiz yaklaşık on yıl sonra Mekke’yi fethettiğinde bu kişiler kendi haklarında verilecek kararı beklemeye başladılar. Hz. Muhammed Kâbe önünde toplanan halka seslendi: “Ey Kureyş topluluğu! Benden ne umuyorsunuz? Size nasıl davranacağımı sanıyorsunuz?” Bu soru üzerine Mekkeliler hayır (iyilik) beklediklerini söylediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) “Bugün ben size Yusuf Peygamberin kardeşlerine dediğini diyeceğim. Size hesap sormak yok, hepiniz serbestsiniz, evlerinize gidiniz.” dedi ve büyük bir şefkat örneği göstererek Mekkelilerin hepsini affetti.
www.huseyinarasli.com
3. ADAP VE NEZAKET KURALLARINA UYMAK
Edep: İyi ahlak, güzel terbiye, eğitim demektir.
Adap: “Edep” kelimesinin çoğuludur. İnsan ilişkilerini düzenleyen, kolaylaştıran ve yazılı olmayan toplumsal kurallara adap kuralları denir.
Nezaket: Başkalarına karşı saygılı ve kibar davranma; naziklik demektir.
• Barış içinde, mutlu ve huzurlu yaşamak için adap ve nezaket kurallarına uymak çok önemlidir. Nezaket kurallarına uyan insan,
- tüm canlılara saygılı davranır,
- başkalarının haklarını çiğnemez,
- toplumsal kurallara uyar,
- insanları kırıp incitmez,
- başkalarını rahatsız edici söz ve davranışlardan kaçınır,
- kendinden büyüklere saygıyla yaklaşır,
- küçüklerine sevgi ve şefkat gösterir...
• Adap ve nezaket kurallarının uygulandığı bir toplumda insanlar dostça ve kardeşçe yaşarlar. Bu durum da huzurlu bir toplum yaşantısını beraberinde getirir.
• Adap ve nezaket kurallarına uymak her insanın sorumluluğudur. Bu kurallara önce kendimiz uymalı, sonra aynı duyarlılığı diğer insanlardan beklemeliyiz. Kısacası yaşadığımız toplumda barış, huzur ve mutluluk istiyorsak adap ve nezaket kurallarına uymalıyız.
• Sevgili Peygamberimiz hayatı boyunca adap ve nezaket kurallarına uymaya özen göstermiş, Müslümanları da böyle davranmaları konusunda uyarmıştır. Örneğin bir hadisinde “Müslüman, başkaları ile hoş geçinen ve kendisi ile hoş geçinilen kimsedir. Geçimsiz kimsede hayır yoktur.” buyurarak insanlarla iyi ilişkiler kurulmasını tavsiye etmiştir.
• Mahremiyete özen göstermek bir nezaket kuralıdır. Mahremiyet, kişinin özel yaşamının gizliliğidir. Bir insanın özel hayatını araştırmak, kişisel bilgilerini başkalarıyla paylaşmak doğru bir davranış değildir. Mahremiyete karşı duyarlı olmak bir nezaket kuralıdır. Örneğin arkadaşımızın bir eşyasını izin alarak kullanmak, bize söylenen bir sırrı korumak, sosyal medyada bir fotoğraf paylaşmadan önce o fotoğrafta yer alan kişilerden izin istemek kişisel mahremiyetin bir gereğidir.
Selamlaşma Adabı
• Selam; barış, esenlik, güven, kurtuluş gibi anlamlara gelir. Selamlaşma ise insanların birbirlerine söz veya işaretle esenlik dilemeleridir. Biriyle karşılaştığımızda iletişim kurmanın ilk yolu selamlaşmaktır. Selamlaşırken sağlık, afiyet, esenlik dilemiş oluruz. Selam vererek karşımızdaki insana değer verdiğimizi ve ona karşı iyi niyetli olduğumuzu göstermiş oluruz.
• Selamlaşmak hem bir nezaket kuralı hem de İslam dinine göre toplumda yaygınlaştırılması istenen bir davranıştır.
• Toplumumuzda merhaba, günaydın, hayırlı günler, iyi çalışmalar gibi selamlaşma ifadeleri kullanılmaktadır. Ancak ülkemizde insanlar genellikle "selamün aleyküm" diyerek selamlaşırlar. Selam verilen kişi de "aleyküm selam" diyerek selama karşılık verir.
• Küçük olan büyük olana, bir araç üzerinde giden yürüyene, yürüyen veya ayakta olan oturana, sayı bakımından az olan topluluk çok olana selam verir. Selam, insanlar arasındaki sevgi, güven ve muhabbetin artmasını sağlar.
• Selamlaşmak insan ilişkilerini olumlu etkileyen, insanlar arasında sevgi ve dostluk bağlarını güçlendiren güzel bir davranıştır. Bu yönüyle selamlaşma toplumsal birlik ve beraberliğe katkı sağlar. Bu konuyla ilgili bir hadisinde Peygamber Efendimiz "Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın." buyurarak selamlaşmanın insan ilişkilerinin gelişmesindeki önemini vurgulamıştır.
"Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır." (Nisa suresi, 86. ayet)
www.huseyinarasli.com
İletişim ve Konuşma Adabı
• İnsanlar arasındaki iletişimi sağlayan en temel yol konuşmadır. Konuşurken kullandığımız ifadeleri, ses tonumuzu, hareketlerimizi doğru seçersek kendimizi daha iyi anlatabiliriz. Bu nedenle çevremizle iletişimimizde konuşma üslubumuza ve konuşma adabına uygun davranmamız gerekir.
• Konuşma adabına uygun davranmanın ilk şartı doğru sözlü olmaktır. Konuşmalarımızda yalandan uzak durmalı, dürüstlükten vazgeçmemeliyiz.
• Konuşurken kırıcı ve incitici tarzda konuşmamalı, kötü sözden ve kötü ifadelerden uzak durmalıyız.
• Konuşurken ifadelerimizi karşımızdaki kişinin anlayacağı şekilde seçmeliyiz. Bu şekilde konuşmak yanlış anlaşılmayı önler.
• Toplum içinde gizli konuşmalar yapmak nezaket kurallarına uygun değildir.
• Sosyal medyada paylaştığımız bilgilerin mahremiyeti zedeleyecek nitelikte olmamasına dikkat etmeliyiz. Kullandığımız ifadeleri doğru seçmeli, dil kurallarına uygun şekilde yazmalıyız. Paylaştığımız bilgilerin doğruluğundan emin olmalıyız. Yalandan, kötü söz ve iftiradan sakınmalıyız. İnsanları incitecek davranışlardan uzak durmalıyız.
"Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir." Hz. Muhammed (s.a.v.)
" Eğer bir yerde üç kişi iseniz, kalabalığa karışmadıkça ikiniz ötekini bırakarak gizli bir şey konuşmasın. Çünkü bu, onu üzer." Hz. Muhammed (s.a.v.)
Sofra Adabı
• Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim'de "Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız Allah’ın nimetine şükredin." (Nahl/114) buyurarak Müslümanların helal ve temiz olan rızıklardan yemelerini ve verdiği nimetlerden dolayı kendisine şükretmelerini istemektedir.
• İnsan sağlığına zarar veren yiyecek ve içecekler İslam dinine göre helal değildir. Bu nedenle Müslümanlar Allah'ın haram kıldığı yiyecek ve içeceklerden uzak dururlar.
• Yemekten önce ve sonra eller yıkanmalıdır. Bu, aynı zamanda Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) de tavsiye ettiği bir davranıştır.
• Yemek yemeye besmele çekerek başlamalıyız.
• Yemek yerken ölçülü olmalı, beslenmeyi doğru bir şekilde yapmalıyız. Gereğinden fazla yemek sağlığa zararlıdır.
• Hz. Muhammed (s.a.v.) midenin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayırıp üçte birini de boş bırakmak gerektiğini belirtmiştir.
• Yemek bittikten sonra Allah'a şükretmeliyiz.
• Ağzımızda lokma varken konuşmamalıyız.
• Yemeğimizi, başkalarını rahatsız etmeden yemeliyiz.
• Yemeğimizi bir yere oturarak yemeliyiz.
Peygamber Efendimiz yemekten sonra Allah'a şükretmek için şöyle dua ederdi: "Elhamdülillahillezi et'amenâ ve sekânâ ve cealenâ min'el müslimîn." (Bizi yediren, bizi içiren ve bizi Müslüman kılan Allah’a hamdolsun)
www.huseyinarasli.com
4. VATANIMIZI SEVMEK
• Vatan, al bayrağımızın dalgalandığı ve üzerinde özgürce yaşadığımız topraklarımızdır. Vatan, bağımsızlığımızın göstergesidir. Vatanımız olduğu için dilimizi özgürce konuşabiliyor, kültürümüzü, örf ve adetlerimizi özgürce yaşatabiliyor ve inancımızın gereğini özgürce yerine getirebiliyoruz. Minarelerimizden her gün beş vakit ezan okunuyorsa bunun en önemli sebeplerinden biri, bağımsız bir vatanımızın olmasıdır.
• İslam dini Müslümanları vatanını sevmeye ve korumaya teşvik etmiştir. Her türlü tehdide karşı vatanın korunmasını istemiştir. Konuyla ilgili bir hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay oruç tutup geceleri namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Şayet kişi nöbette ölürse yapmakta olduğu işin sevabı devam eder ve kabirdeki sorgu meleklerine karşı güven içinde olur.”
• Vatanı sevmek demek, ona karşı görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmek demektir. Vatanımızı düşmanlara karşı korumak, onu geliştirmek için gayret göstermek, doğal ve tarihi güzelliklerine sahip çıkmak, iyi bir vatandaş olmak görev ve sorumluluklarımızdan bazılarıdır.
• İslam dininde şehitlik ve gazilik övülen mertebeler olmuştur. Şehit, Allah (c.c.) yolunda ve kutsal kabul edilen din, vatan, namus, mal, can uğruna öldürülendir. Gazi ise savaşa gidip büyük yararlılıklar gösteren ve sağ olarak dönen müminlere denir. Toplumda gazi ve şehitlere saygı duyulmuş ve hürmet gösterilmiştir.
• Ay yıldızlı al bayrağımız bağımsızlığımızın sembolüdür. Vatanımızın ve milletimizin varlığını, bağımsızlığını temsil eder. Rengini şehitlerimizin kanından alan bayrağımız bizim için çok önemlidir. Bizler bayrağımıza saygı gösterir, onu korumak için çalışırız.
• 1983 yılında bağımsızlığına kavuşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ülkemiz arasında kopmaz bağlar bulunmaktadır. Yavru vatan Kıbrıs bizim için son derece önemli ve değerlidir. Aramızda kardeşlik bağlarımız olan Kıbrıs Türk milleti, bizim gönlümüzde özel bir yer edinmiştir.
• Kıbrıs Türkleri yıllarca süren bağımsızlık mücadelesi sonucunda özgürlüğüne kavuşmuş, milli değerlerini koruyarak tarih sahnesinde dimdik ayakta durmayı başarmıştır. Kıbrıs Türk bayrağı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ve milli birliğini temsil eder.
• 18 Mart 1915 tarihinde kazanılan Çanakkale Zaferi, Türk milletinin vatan mücadelesinin en güçlü ifadesi olarak tarihe geçmiştir. Bu zafer, Türk milletinin birlik beraberlik ruhunun ve vatan sevgisinin bir kanıtıdır. I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Boğazı’nı geçmek ve İstanbul’a ulaşarak boğazların kontrolünü ele geçirmek isteyen düşman donanmalarına karşı verilen bu destansı mücadele, tarih sayfalarına “Çanakkale geçilmez!” sözünü yazdırmıştır. Türk milleti sarsılmaz inancı, fedakârlığı ve vatan sevgisiyle bu büyük zaferi elde etmiştir.
• İstiklal Savaşı Türk milletinin bağımsızlık yolunda tüm varlığını ortaya koyduğu büyük bir kurtuluş destanı olarak tarihe geçmiştir. 1919-1922 yılları arasında üç yıl süren milli mücadele, 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla başladı. Bu süreçte Türk milleti, vatanını işgal eden işgal güçlerine karşı maddi ve manevi olarak büyük bir mücadele verip doğu, güney ve batı cephelerinde azimle ve kararlılıkla savaştı. Bu mücadelenin sonucunda düşmana karşı büyük bir zafer kazandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bu zafer milli egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın sembolü olarak tarihteki yerini almıştır.
• Türkiye Cumhuriyeti Devleti 15 Temmuz 2016 günü hain bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Ülkemiz, devleti ve milletiyle omuz omuza vererek bu girişime karşı büyük bir direniş gösterdi. Millî iradeyi ve demokrasiyi korumak için tanklara ve uçaklara karşı durarak bu hain girişimi engelledi. Türk halkının cesaret dolu bu direnişi, milletimizin birlik ve beraberliğini, demokrasiye olan bağlılığını, vatan sevgisini tüm dünyaya göstermiştir. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nde her yıl düzenlenen anma etkinlikleriyle milletin birlik ve beraberliği vurgulanmakta, demokrasiye olan bağlılık hatırlatılmaktadır.
5. BİR DUA ÖĞRENİYORUM: KUNUT DUALARI
Kunut kelimesi sözlükte itaat etmek, ibadet yapmak, ayakta durmak gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise Allah'ın yaratmış olduğu herhangi bir hayrı elde etmek ya da düşmanın kötülüğünden, doğal afetlerden, salgın hastalıklardan kurtulmak için dua ederek namazda Allah'a sığınmak demektir.
Kunut duaları yatsı namazının hemen ardından kılınan vitir namazının üçüncü rekâtında, Fatiha suresi ve ek bir sure okunduktan ve tekbir alındıktan sonra okunan dualardır. Vitir namazının bu üçüncü rekâtında Kunut dualarını okumak Hanefi mezhebine göre vaciptir. Vitir namazını ister cemaatle ister tek başına kılalım, Kunut dualarını içimizden okuruz. Bu dualarda Allah'tan yardım ve bağışlanma dileriz. Verdiği nimetlerden dolayı Allah'a şükrederiz. Yalnızca Allah'a ibadet ettiğimizi belirtiriz.
Kunut duaları Peygamber Efendimizin ashabına öğrettiği şekliyle günümüze kadar gelmiştir. Vitir namazının dışında da okunabilen bu dualar özellikle düşman saldırısı, kıtlık, salgın hastalık gibi felaket zamanlarında okunur.
Kunut Duası-1
Allâhümme innâ nesteînüke ve nestağfirüke ve nestehdik.
Ve nü'minü bike ve netûbü ileyk.
Ve netevekkelü aleyke ve nüsni aleykel hayra küllehü neşkürüke ve lâ nekfürük.
Ve nahleu ve netrükü men yefcürük.
Anlamı: Allah’ım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, senden bizi hidayete erdirmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Seni asla inkâr etmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.
Kunut Duası-2
Allâhümme iyyâke na'büdü ve leke nüsalli ve nescüdü ve ileyke nes'a ve nahfid.
Nercû rahmeteke ve nahşâ azâbek.
İnne azâbeke bilküffâri mülhık.
Anlamı: Allah’ım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. Rahmetini dileriz. Azabından korkarız. Şüphesiz senin azabın kâfirlere ulaşır.